Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasko Ne İşe Yarar?

Kasko gerekli mi sorusuna cevap arıyorum. Kendi başımdan geçen bir trafik kazası üzerinden ulaştığım sonucu sizlerle paylaşacağım. Bakalım ne çıkacak.



Trafik Kazası Yaptım başlığıyla olayı zaten anlatmıştım. Merak edenler okuyabilir. Şimdi kasko yaptırmak mantıklı mı değil mi onu sorgulayacağız.

Bir ay falan oluyor, tam tarihi hatırlamıyorum. Trafik kazası sonrası götürdüğüm Alsancak Vosmer'den benim arabanın onarımıyla ilgilenen kişi aradı. Sigorta şirketi ödemeyi eksik yapmış, kalanı ben ödeyecekmişim.

Mübalağa yapmıyorum, aynen böyle söyledi: "Araba sizin, siz ödeyeceksiniz."

Aradan aylar geçmiş. Vosmer hesapları kontrol ederken ödemenin eksik yatırıldığını tespit etmiş. Benden ödeme talep ediyor.

Kasko yaptırdığım sigorta acentesini aradım. Durumu izah ettim. Araştıracağını bana geri döneceğini söyledi.

Eksper rapor yazmış, servis onun raporundan fazla iş yapmış. Kaza oluşuna göre arabanın orasının hasar görmesi mümkün değilmiş. Öyleymiş, böyleymiş.

Biraz telefon traf…
En son yayınlar

Küçük İnsanlar 3

Küçük insanlar serimize vazgeçilmez abilerle devam ediyoruz. Bu tipler size de çok tanıdık gelecek.



Münir Özkul ve Halit Akçatepe'den bahsetmiyorum Bu arada geçtiğimiz günlerde Halit Akçatepe vefat etti. Allah rahmet eylesin.

Konuma dönüyorum.

Konumuzun kahramanları, özellikle yaptıkları iş konusunda burunlarından kıl aldırmazlar. O işi en iyi onlar yapıyordur. Bir başkası yanlarına yaklaşamaz bile.

Patronları, müdürleri onları çok sever. Onlarda işlerini kendi işleri gibi sahiplenirler. Mesai saatleri dışında da çalışırlar. Hafta sonları iş yerine giderler.

Dost sohbetlerinde sıkça duyarsınız: "Abi iş 11'e kadar sürdü, patron bıraktı eve."

Ulan sen sabah 8'de mesaiye başlamışsın, üstüne bir vardiya daha bindirmişsin, hala eve bırakılmayı gurur meselesi yapıyorsun. Bunu söyleyemezsiniz tabii yüzlerine.

Bayramın ikinci günü dükkan açmaya gider. "Ben olmasam duruyor işler. Mehmet Bey bir sana güveniyorum dedi." Eee, Mehmet Bey nerde? Mehmet Bey bayram ta…

Godot'yu Beklemeyi Bırakın

Godot'yu Beklerken, Samuel Beckett tarafından yazılmış bir tiyatro eseridir. Tiyatroda seyretme imkanınız yoksa kitabını da okuyabilirsiniz. Sanat seviyorsanız tavsiye ederim. Sevmiyorsanız tavsiye etmem, çok da eğlenceli bulmayacaksınız.



Bu uyarıyı yapma ihtiyacı duydum. Çünkü, geçen hafta İstanbul Kırmızısı filmine gittim. Salon neredeyse boştu. Aynı sinemada Recep İvedik 5 için iki seans sonrasına bile yer yoktu. Yurdum insanı eğlenmek istiyor.

İnsanların beklentileri farklı olabiliyor. İş için, hayat için, dinlenmek için,.. Maalesef ülkemizde "öteki" hakkında tahammülsüzlük var. Buraya Recep İvedik hakkında bir sürü aşağılama yazabilirdim. Bu yazdıklarımdan ötürü takdir de görürdüm. Bir sinema bileti 15 lira, sen mi veriyorsun parasını?! Kim ne seyretmek isterse seyreder.

Ben İstanbul Kırmızısı'nı seyrederken yanımda bir anne ve 2 kızı oturuyordu. Arada filmden çıktılar. Çıkarken anne söyle diyordu: "Ömrümde bu kadar sıkıcı film seyretmedim." :)

İnsanla…

Küçük İnsanlar 2

Küçük insanlar serisine geçen gün başlamıştım. Bakalım ne kadar sürecek.

Çok farklı işlerde çalışıyor, çok farklı ortamlarda yaşıyoruz. Bulunduğumuz ortamlarda sıradan insanlar, ilginç insanlar, süslü ablalar, komik abiler,.. var da var.

Tüm bu ortamlar içinde bir de tarzı olanlar var. Siyasi fikrinden, tuttuğu takımdan, iş ilkelerinden,.. asla taviz vermezler. Onların ödün verilmez ilkeleri vardır.

Size bir hikaye anlatmak istiyorum.

Herkesin Bir Fiyatı Vardır

Vaktiyle bir adam varmış. Bu adam gittiği her yerde, girdiği her ortamda "ben bütün kadınları satın alabilirim" dermiş.

Bu laf kulaktan kulağa yayılmış. Kraliçeye kadar gitmiş.

Kraliçe adamlarına emir vermiş, bu densiz adamın huzuruna getirilmesini istemiş.

Adam bulunmuş, yaka paça kraliçenin huzuruna çıkarılmış.

- Sen böyle böyle konuşuyormuşsun, doğru mu?
+ Doğru kraliçem.
- Beni de satın alabilir misin?
+ Evet kraliçem.

Kraliçe, bu densiz adama gereğinden fazla zaman ayırdığını düşünmüş. Küstahlığından ötürü cezala…

Küçük İnsanlar 1

Ne zamandır küçük insanlar hakkında yazmak istiyorum. Küçük de olsa onların da hayatları var. Akvaryumda yaşayan bir balığın büyük / küçük ayrımı ne olabilir ki?! Akvaryum onun için umman.

Askerdeyim. Askerliğimi kısa dönem olarak Denizli'de yaptım. Ömrümün en uzun 8 ayı orada geçti.

İlk 1 ay kısa dönemler bir aradaydı. Sonra farklı bölüklere birer ikişer dağıtıldık. Ben topçu oldum. Topçularda bölüğe batarya deniyor.

İlk topçu olduğumda bize normal nöbet yazmadılar. Tuvalet nöbeti. :) 50 şer kişilik karşılıklı iki koğuş var. Ortada bir masa. İki kişi orda oturuyoruz.

Öğretmen olduğum için çoğunlukla hocam diye hitap ediyorlardı. Beraber nöbet tuttuğum çocuğun adını hatırlamıyorum. Hocam diye başladı lafa...

- Hocam sen ilk okulda mı ortaokulda mı çalışıyorsun?
+ Lise
- Kızlar da var mı?
+ Var
- Hımm...

Sonra sazı aldı eline. Bu çocuk köyde yaşıyormuş. Askerlik dışında hiç şehir merkezine gitmemiş. Gördüğü en büyük yer köyünün bağlı olduğu ilçeymiş.

Bu çocuğun  dedesi öldükten son…

Sussam Gönül Razı Değil, Söylesem Tesiri Yok

Bugün de diğer günler gibi, sıradan bir gün olarak başladı. Uzun bir zamandır böyle. Neredeyse her gün bir diğerinin aynısı. Benim için sorun değil, rutini seviyorum.


Taş Köprü, Rembrandt

Benim de sorunum bu: Rutinimin habersiz bozulmasından hoşlanmıyorum. Son dakika planlarından, sürprizlerden, habersiz gitmelerden, gelmelerden,..

Bıraktığım eşyayı, bıraktığım yerde bulmak istiyorum. Yolda gördüğüm bankın yeri bile değişse bunu farkediyorum. Evet, ben takıntılı bir insanım.

Takıntılı olduğum konulardan biri de Türkçe. Düzgün Türkçe konuşmayan, benim konuştuğumu anlamayan insanlara tahammül edemiyorum. Etmek de istemiyorum.

Bugün canımı sıkan bir olay oldu. Olayı maalesef anlatamam. Olayın kahramanı bu yazıyı okuyacağı için değil. Okumaz, okusa da bunu umursamam. Ama tarzım değil.

Saatler öncesi haberdar olmam gereken bir konudan bir saat kala haberdar oldum. Ve açıklama şu: WhatsApp'tan yazdım ya.

Eskiden akıllı telefonlar yoktu. O dönemlerde cep bilgisayarı kullanıyordum. Ömrümün…

Yalnızlık Paylaşılmaz

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan...
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan...
Paylaşılmaz.

Bir düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Özdemir Asaf



Blog Yazmaya Başlayın demiştim fakat ben de ihmal ediyorum. Umarım birgün daha düzenli yazmayı başaracağım.

Amacım şiir paylaşmak değil. Yalnızlığı paylaşmak. Paylaşmaktan hoşlanmadığım bir şey. Kıymetini bilin. :)

İlkokul ikinci sınıftan sonra benim yalnızlık serüvenim başladı. Sekiz yaşında! Çok havalı geliyor kulağa değil mi? Evde tek başına!

O yıllarda televizyon tek kanaldı. Ben mi açmıyordum yoksa yayın miçin akşam başlıyordu hatırlamıyorum. Radyo dinlediğimi hatırlıyorum. Şimdiki gibi FM kanallar değil. TRT! Çok bilgilendirici yayınlar yapılıyordu. Hem de tek kanalla!

Evimizin hemen yan tarafında mahalle kütüphanesi vardı. Eskiden bu tip kütüphaneler çoktu. Sonra kayboldular. Kütüphane memuru kadınla ahbap olmuştum. Tek katlı, sobalı, büyükçe bir oda dü…